Kasım sayımız çıktı! 


Dergimizin 137. sayısı 1 Kasım'dan itibaren D&R, Remzi ve İnkilap Kitabevi gibi seçkin satış noktalarında.


DERGİMİZİ TURKCELL DERGİLİK, TÜRK TELEKOM E-DERGİ VE QUALITYOFMAGAZINE.COM ONLİNE PLATFORMLARINDAN OKUYABİLİRSİNİZ!


Keyifli okumalar!


Şifremi Unuttum
Kaydol

BAU Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyasyon Onkolojisi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Berrin Pehlivan MBA yeni dönem sağlık anlayışını anlattı

07.09.2020

Bugün sağlığın tanımı değişiyor. Artık sağlıklı olmak, kişinin bir hastalığının olmaması demek değil. Doktorlar sağlıklı olmayı ‘insanın kendini iyi hissetmesi hali’ olarak tanımlıyorlar. Onkoloji doktoru Prof. Dr. Berrin Pehlivan ile insan ruhunu, bedenini ve aklını bir arada besleyen, yeni dönem sağlık anlayışı ve metotlarını konuştuk. 




M.Y: 50 Soruda Kanser isimli kitabınızla, kanserin diğer hastalıklara nazaran ölümcül ve kuvvetli bir rahatsızlık olduğu inancını yıkıyorsunuz. Yerleşmiş kanser algısına, onkoloji doktoru olarak bakış açınız nedir? 


B.P: Ben 20 yıldır onkoloji camiasındayım; altı yıldır da tıp fakültesini koyarsak, 26 yıllık doktorum. Annemi kaybettiğim için, tıp fakültesinin birinci sınıfında onkolog olmaya karar vermiştim. Böyle bir hikâyem var ama süreç içinde kanserde benim gördüğüm şey, bunun kronik bir hastalık ve tedavi edilebilir bir hastalık olduğu. Erken dönemde hastalar bize başvururlarsa, bunu büyük oranda tedavi edebiliyoruz. Bu tedavi edilebilir, mağlup edilebilir bir hastalık, ama onu mağlup etmek ve öncesinde kanser olmamak bizim elimizde. Ben kanser algısını değiştirmek amacıyla bu kitabı yazdım. 


M.Y: Kanser tanısını fark etmeye başlasalar bile, insanların doktora gitmekte geç kalmasının sebebi nedir? 


B.P: Birisine kalp hastası ya da şeker hastası olduğunu söylerseniz, öleceğini düşünmez direkt, ama kansersiniz dediğiniz zaman hasta ve hasta yakınları bunu hemen ölümle özdeşleştiriyor. Kaderimizmiş gibi görüyorlar. Yani kader bizi kanser yaptı, genlerimizde vardı, o yüzden kanser olduk, bunu önlemenin de bir yolu yoktu, başa gelen çekilir gibi düşünüyorlar. Oysa kanserin sadece %10-15 i kalıtsal. Benim 20 yıldır gözlemlediğim Türkiye’deki en büyük sıkıntı, bir hastanın kanseri karşılama şekli ve davranışı, bu hastalığın seyrini de belirliyor. Yani büyük oranda iyileşebileceğini düşünüyorsa iyileşiyor, iyileşemeyeceğini düşünüyorsa ölüyor. 


M.Y: O zaman insanların kafasını olumlu yönde kodlaması, gerçekten hayat kurtarıyor diyebilir miyiz? 


B.P: Evet, kafayı kodlamak çok önemli; mesela hastalar bana ne kadar ömrüm var, kaç ay, yüzde kaç gibi rakamlar sorduğunda, ben kolay kolay cevap vermem. Çünkü ne dersem karşımdakinin kafası ona kodlanıyor. Asıl bilmemiz gereken şey şu; iyileşme ümidi olmayan hiç bir hastalık yoktur. Her zaman mutlaka bir şans vardır ve o şansı da aslında hep biz kendimiz yaratıyoruz.


M.Y: Tanı konulduğunda hastalar kendilerini bu sürece nasıl hazırlamalı? 


B.P: Kanser tanısı aldığınızda, bunun bir süreç gerektirdiğini bilip, en iyi şekilde nasıl geçirebileceğinizi organize etmelisiniz; bunu sosyal ve medikal anlamda planlamamız gerekiyor. Ölümü düşünmek yerine, hastalar kendilerine yol arkadaşı olarak bir tedavi ekibi seçmeliler. Doktorun başta olduğu ve belki bir kaç doktorun tedavide yer aldığı bir hastane, ya da bir kaç hastane grubu olmalı. Kanser eşittir ölüm olduğunda herkes bırakıyor kendini. Tedavinin yan etkileri, aldıkları tedavileri tolere etme şekilleri bile çok değişiyor. İnançları tabii ki ölecekleri yönünde olduğunda, iş daha hızlı ters yönde gidiyor.


M.Y: Bu noktada hastaların hayatında en çok neler yer almalı? 


B.P: Kendilerine ne iyi geliyorsa ondan destek almalılar. Burada önemli olan bilimsel tıp dışına çıkmamak. Öncelikle alınması gereken cerrahi, radyoterapi, kemoterapi gibi bilimsel tıbbın onayladığı tüm tedavileri almalılar. Ama hem bu tedavilerin yan etkilerini, hem de kaygılarını azaltmak için, onlara ne iyi geliyorsa onu yapmalılar. Dua etmek iyi geliyorsa dua etsinler, namaz kılsınlar, iyi geliyorsa yoga yapsınlar, seviyorlarsa mümkün olduğunca seyahat etsinler. Kısaca onları rahatlatacak her şeyi yapsınlar, tabii buradaki seçenekler, dediğim gibi kişiye göre değişiyor.




SADECE STRESTEN DOLAYI KİMSE KANSER OLMAZ


M.Y: Stresin kanser yaptığına inanırız ama stressiz bir hayatı düşünmek de imkansız gelir. Hayatı onsuz düşünemediğimiz stres, gerçekten vücudumuza bu kadar zararlı mı? 


B.P: Stressiz bir yaşam mümkün değil, aslında stres her zaman hayatımızda biraz olmalı. Akut stres vücudumuzu korumaya alır, adrenalin yükselir, sempatik sistem dediğimiz sistem aktive olur, daha hızlı düşünürüz, kaçma reaksiyonumuz gelişir. Stres kötü bir şey değil ama stresi kronikleştirmek, sürekli yaşar duruma getirmek ve bir hayat stili haline getirmek sıkıntılı. Sadece stresten dolayı kimse kanser de olmaz; bu sadece kansere giden süreci hızlandırabilir. Ama bir şeyleri yanlış, kötü yapıyoruz ki kanser oluyoruz. Mesela ben çok sık duyuyorum; ‘ailemde kanser var, ben de oldum’ bu kalıtsal. O aile üyelerinin her biri aslında bir şeyleri yanlış yapıyor da olabilir; bu onların hastalığının kalıtsal olduğu anlamına gelmiyor. 


M.Y: Hastalığın sebeplerini başkalarının üzerine atmaktansa, kendimize dönüp bakmamız gerekiyor, doğru mu?


B.P: Evet doğru.  ‘Bütünsel Sağlık’ yaklaşımının da aslında ana fikri bu. İnsan bedeniyle, zihniyle, ruhuyla bir bütün ve bunlardan herhangi birinde bir sorun olduğunda, hepsi bozuluyor. Vücudu birbirinden ayrı parçalar halinde düşünmek yerine, entegre bir sistem olarak düşünmeliyiz. Sağlıklı olmak demek, bir hastalığının olmaması demek değil, sağlıklı olmanın tanımı, ‘insanın kendini iyi hissetmesi hali.’ Beden, ruh ve zihnimizde kendimizi iyi hissettiğimizde sağlıklıyız diyoruz; artık sağlık tanımı çok değişti.


ÖNCEDEN ÖLÜMSÜZLÜK ÖNEMLİYDİ, ARTIK SAĞLIKLI YAŞAM ÖNEMLİ


MY: Doktorlarla hastalar arasında yeni bir çağ başlıyor. Bundan sonra doktorların bir görevi de bize hasta olmamayı öğretmek olacak. Peki, doktorlar bizim bir nevi yaşam koçumuz olacak diyebilir miyiz?


B.P: Kesinlikle evet. Bir kere pandemide bunu çok net gördük. Doğa sağlıksız olanı sevmiyor. Artık sağlıklı olmak her zamankinden çok daha önemli. Önceden ölümsüzlük önemliydi; herkes ölmemek, yaşlanmamak istiyordu ama şimdi önemli olanın çok uzun yaşamak değil, sağlıklı yaşamak olduğunu gördük. Çünkü ancak sağlıklı olduğumuz sürece varlığımızı hissedebiliyoruz. 


MY: Sağlıklı kalmanın yollarını öğrenip tercih yapmak, hayat kalitemizin inisiyatifini bizim ellerimize bırakıyor diyebilir miyiz?  


B.P: Elbette, hayatımız hakkında insiyatif almalıyız. Doktor olarak, hastaları tedavi ederken onlara birçok şey soruyoruz. Mesela özellikle tedavide bir kaç alternatif yol varsa, hangisini seçelim diye birlikte karar vermek istediğimizde, genelde aldığımız cevap, siz bilirsiniz doktor hanım ya da doktor bey oluyor. Bu işin ehli sizsiniz, siz karar verin diyorlar. Oysa bu senin bedenin, senin bedenine bir şey enjekte edilecek, bir ilaç verilecek, tedavi uygulanacak, cerrahi işlem yapılıp, bir parça alınacak. Burada senin hayattan beklentinin ne olduğu çok önemli. Doktor bile olsa, onun senin adına karar vermemesi gerekiyor. 


M.Y: Tedavi sürecindeki hastalar, en doğru kararları almak için ne yapmalı?       

                                                      

B.P: Algımızı kendimize çevirmeli ve neye ihtiyacımız olduğunu belirlemeliyiz. Neyi sevip sevmediğimizi, beklentimizin ne olduğunu, neden keyif aldığımızı bilmeliyiz. Ve bunlara göre, doktorların önerdiği farklı tedavi yollarından birini seçmeliyiz. Kendimizi biraz dinlersek, aslında çok rahat bir şekilde bu soruların cevaplarını buluruz. 



RÖPORTAJIN DEVAMI VE ÇOK DAHA FAZLASI İÇİN TIKLAYIN



Dergimizin 135. sayısı, 1 Eylül'den itibaren D&R, Remzi ve İnkilap Kitabevi gibi seçkin satış noktalarında ve Turkcell Dergilik, Türk Telekom E-Dergi ve www.qualityofmagazine online platformlarında.

14