Ekim sayımız çıktı! 


Dergimizin 148. sayısı çıktı.


DERGİMİZİ TURKCELL DERGİLİK VE TÜRK TELEKOM E-DERGİ ONLİNE PLATFORMLARINDAN OKUYABİLİRSİNİZ!


Keyifli okumalar!


Şifremi Unuttum
Kaydol

Candeğer Furtun’un ilk retrospektif sergisi Arter’de açıldı

16.09.2021

Arter, 2021–2022 sezonunu Candeğer Furtun’un altmış yıla yayılan üretimini kapsayan ve sanatçının seramiğe dair özgün yaklaşımlarını sunarken pratiğinin yaşamsal, felsefi, tarihsel, toplumsal ve siyasi sorunsallardan beslenen katmanlarına da ışık tutan ilk retrospektif sergisiyle karşıladı. Küratörlüğünü Selen Ansen’in üstlendiği sergi, sanatçının 1960’lı yıllardan bu yana ürettiği seramik ağırlıklı heykellerden ve nesnelerden oluşan geniş bir seçkiyi üretim süreçlerine eşlik eden arşiv malzemeleriyle buluşturuyor. Candeğer Furtun retrospektifi, 17 Nisan 2022 tarihine kadar Arter’in giriş ve -1. kat galerilerinde ücretsiz olarak ziyaret edilebilir.


Arter’in, yaklaşık üç yıla yayılan bir hazırlık sürecinin ardından Selen Ansen küratörlüğünde gerçekleştirdiği sergi, Candeğer Furtun’un retrospektif niteliğindeki ilk sergisi olma özelliği taşıyor. 




Candeğer Furtun retrospektifi, sanatçının zengin form ve doku dünyasını yansıtan yüzden fazla yapıtını, atölyesindeki araştırma ve üretim süreçlerine yakından tanıklık eden arşiv malzemeleriyle bir araya getiriyor. Furtun’un sergide yer alan yapıtları seramiğe yeni bir yön veren Bauhaus, Konstrüktivizm veya Soyut Dışavurumculuk gibi akımlarda ifadesini bulan özgürlük ivmesini yansıtmakla kalmıyor, varoluşsal bir yaklaşımla ele aldığı çağdaş seramiğin sınırlarını da genişletiyor. Böylelikle, sanatında tesadüflere de izin vererek doğal süreçleri yapıtına dahil eden ve toprağı özgür bırakan Furtun’un, 1960’larda önemli bir dönüşüm geçiren seramik sanatına katkıları ziyaretçilerin deneyimine açılıyor.


Sanatçının seramikten ve kendi üretiminden bahsederken sıklıkla referans verdiği “kabuk” kavramı etrafında kurgulanan sergi, Furtun’un sanatında biçimsel ve düşünsel bir öneme sahip doğa ve beden temalarını odağına alıyor; “Doğayı izlerken bile, her kabukta, tohumda, taşlarda insan figürleri gördüğünü” belirten sanatçının doğayla beden arasında kurduğu ilişkileri ve oluşturduğu geçiş olanaklarını vurguluyor. Doğanın süregelen yıkımını ve insanın doğayı ötekileştirerek sebep olduğu ekolojik ve toplumsal felaketleri sıklıkla vurgulayan Furtun, bu karanlık gidişata kendi pratiği ile doğa arasında bir yakınlık, hatta bir içkinlik ilişkisi inşa ederek karşılık veriyor. Furtun’un 1960’lar ve 1970’lerde yarattığı, organik hatlar benimseyen heykelleri, doğadaki mevcut formların taklidine dayanan geleneksel mimetik bir yaklaşımdan ziyade, analojik bir ilişkilenme biçimini benimsiyor. 1980’ler, 1990’lar ve 2000’lerde ürettiği serilerinde parçaları üzerinden öne çıkan insan bedeni ise varlığımızı eksiklik ve sonluluk üzerinden düşünmeye çağırıyor. Sergide bir eşik işlevi gören “kabuk” kavramı, sanatçının yarattığı formlarda vücut kazanan iç/dış, boşluk/doluluk, soyut/somut, parça/bütün ve tekillik/çoğulluk gibi dinamiklere de işaret ediyor.


4